İnsanın zaman oryantasyonu; zamana uyum ve zamana görelilik evrenin en temel kuralı gereği her bilişsel aşamada daha da güçlenerek bireye hakim olmalıdır; keza dayanak noktamı açıklamam gerekirse: bilebildiğimiz tarih, tüm kainatın bir kara delikte sıkışmış olduğunu ve bu delikten (bir nükleer patlama ile) kainatın taşmasıyla zamanın da başladığını söylemektedir. Patlama,...
Uzun uzun
giriş “bitti”. kahve bardağının kişiliği yahut dibinde yer açan gelecek. -“yaşlanmış mimozaları kaldırmayın ortalıktan; türlü yasemin kokuları nasılsa, onlar, dilimizde sarı lekeler bıraktı. dokundu nasıl olsa birbirlerine, parmak uçlarımızdaki izler. yasemin kokusu anıtsal: üçer şeritle otomobil gezdiren çocukların demleme çay kokusu. “sonra adam, masalı yarım bıraktı”. -“arınmış duaların getirisinin çok...
o altlık, bu altlık, şu başka bir şey… görüntüler bulanıklaşıyor: -“eminim, neleri görebildiğimi bilebilmenizi sağlasam benim gördüklerimi görmezdiniz…işte bu, kişilik toleransı körlüğünün korkutucu bir tanımıdır. tütünün altlığı bir iddiaya göre kola iken bazı durumlarda bira olabilir: çok saçma bir cümle olsa da, yokluğun değeri zor bulunan emtialara sahip coğrafyalarda çok...
takılı kalmış bir pırasaydı geçmiş… farklı diller ya da ayrıntılı hayal güçleri; geçmiş takılı iyelik zamanlarında sahipsiz itler gibi bağımsızlığa koşturduk. oysa mülk çok seye temel idi, fakirdik hep biz… pırasa kokusu sinmiş ve kızartma yağı lekeleri kalırdı ardımizdaki evlerde. berimizde çok şey kaldı hep; hatıratı zengin gevezelikler, kanıtlarinı yüksek...
-“önce şeyi bileceksin… şey işte; hani olur ya insanızdır biz, o da insandır, ne duyardık biz temelde? hah, saygı! vurgusuyla günahıyla… ama o da mühim değil, temelde basit bir kartezyen mantık bu. neymiş, mühim olan insanlık, ne, kartezyen mantık. kuantum fiziği çıktı amına koyayım! biz ne hakkında konuşuyorduk, karınca! karıncaya...
gün, kızıla çalıyordu rengini. sabahın -henüz vahşi kuşları ve- dinmeyen enerjisi, tozu toprağa katan fırtınalarıyla doğayı yeniden, yeniden üretiyordu. ufuk çizgisini henüz aşamamış bir leke görüldü sonra. doğuda, güneşin bile üzerinde büyük bir lekeydi. Öfkeliydi sincap. Sıcak yuvasından karanlık dehlizler barındıran ağaç köklerine inmek zorunda kalmıştı. “Ben de yapabilirim!”. Sincap...
çok küfürlü bir geceydi, sonrakiler hep ona kıyasla güzeldi. dertli atlar, dört nala salyalar saçıyor, sonra düzensiz teklemeler bayatlatıyor pekmezleri. hep satıcılara geçmiş bu düzen, dayılar teyzelere kıyasla yaşlanmışlar. ne garip, kayıp paralar, sahipsiz kumbaralarda takla atmışlar. ne demişler saçma sapan, eksik hep eksik işte, yapacak çaresizlikten başka yok yok....
Zabit katibi her günkü edasiyle kolluklarını mürekkep isinden arındırıp -sandalyesinin kenarına çırparak, masasına kuruldu. Gözlüklerini burun deliklerinin bir ve yarım santim üzerine kadar indirip daktilonun şeridini mürekkep miktarı hususunda gözüyle kontrol etti. Büyük harfle ‘a’ yazdı: “Arzuhalim odur ki, topunuzun oturduğu koltukların gazabın ateşiyle yakılmasını seyrelediğim bir yeni güne merhaba...
Barthes öldü; ve tembel okuyan, biçimlerden uzaklaştı, didaktizmin tohumunu rahmine attığı manifestolarda mutluluğa şevkle tutundu; Barthes öldü ve okuyucu beynini kapattı anlam mücadelesinde noktalı virgüllerin biçimsel gizemini çözme savaşında; tanrı kıldı yazanını ve kaderine biat eyledi. Üstelik ölüm 1980’de vurdu anlamın okuyandan okuyana farklılaşması sürecini. Bir ip ve bir kuşak...
dingin; tüm olasılıkların sıfırlandığı an. her şey durmuş, her şey olmayacağı yerde. akıntı durmuş ve bir dalga tam kapatacakken bedenimi kumlara doğru, zaman durmuş. sıcak çay mesafesini hiç bozamayacağı dudaklara meyletmiş rüyasında ve gelecek, dingin bir gökyüzünün yaşlı ifadesinde son bulmaya ramak kaldığı hülyanın izinde boğulmuş. ölüm bir ihtimal ve...

