Katip

Share

Zabit katibi her günkü edasiyle kolluklarını mürekkep isinden arındırıp -sandalyesinin kenarına çırparak, masasına kuruldu. Gözlüklerini burun deliklerinin bir ve yarım santim üzerine kadar indirip daktilonun şeridini mürekkep miktarı hususunda gözüyle kontrol etti.

Büyük harfle ‘a’ yazdı: “Arzuhalim odur ki, topunuzun oturduğu koltukların gazabın ateşiyle yakılmasını seyrelediğim bir yeni güne merhaba demek isterdim tam da şu anda!”.

Kağıdı çekti ve kalemle -yazarken unuttuğu ancak, gerekli noktalama işaretlerini yerleştirdi. Epi topu iki virgül gerekmişti. Belki birisi de fazla olmuştu ama anlamı riske atmaktan çekinmişti.

Ne yapacağını bilmez halde çekmecesini çekti kendine doğru. Eski bir peksimet jelatini, zor zamanlarda satmayı düşündüğü eski nişan yüzüğü ve intihar etmeyi planladığı altıpatlar mermisi vardı sadece. Peksimetten bir kırıntı çekti parmağına ve diline dokundurdu. Kalktı, sandalyesinde bir tur döndürdü bedenini sağ bacağıyla ve sol ayağını masasına sıkıştırarak durdurdu hareketini. Ne yapacağını bilmez halde ayağa kalktı ve istifa etmek isteğiyle müdürünün kapısına doğru adım attı. Üçüncü adımında sıkıldı yürümekten. Vazgeçti, zaten kirasına zam gelecekti bir sonraki ay. Sandalyesine geri oturdu. Daktilosunun şeridini kontrol etti parmağıyla. Kolluğuna sildi parmağında kalan izi. Cebindeki kalemi yere attı, sanki atmamış gibi yaparak. Almaya yeltenirken karşı masadaki katibenin bileklerinden diz altına kadar açıkta kalan bacaklarına baktı birkaç on saniye.

Kadın, çok mu sıcak hava, şeklinde bir soru attı havadaki denizi çağrıştıran neme. Pervaneyi prize bağlasak da serinletse az… belki? Düğmesine de basmak lazım, diye devam etti adam. Sıkılmıştı iyice. Çekmecesini açtı, yüzüğü aldı eline. Katibeye bakarak, sana yüzük versem, benim evime taşınır mısın birkaç günlüğüne, diye sordu. Masasındaki farkında olmadan ve farkında olarak yapılmış izleri takip etti gözleriyle bir zaman için; derince bir tanesine tırnağını yerleştirip boylu boyunca ilerletti parmağına. Yine katibeye baktı birkaç saniyeliğine. Ne dersin? Taşınmaz mısın bana?

Çok sıkılmıştı artık, bir kağıt çıkardı, yazdı: “Sayın yetkili; soğuk hava türbinlerinin buz sağlamaktaki başarısı günümüz komünizm sorununun en büyük sebebidir. Ne zamanki kızıl perdenin ardındaki ülkelerde buz üretimi artmış o günden bu yana kırmızı bayrağın ısısı insanları rahatsız etmemeye başlamış ve kominizm hümanizma karşısında masmavi Batı dünyasını tehdit edici bir çirkefliğe yeltenmiştir. Bu konudaki ülkece tedbirlerimizi almamız ve bu beladan derhal bizleri kurtarmanız temennimle, istirham ederim.”

Kağıdı üçe katlayıp zarfa yerleştirdi, vilayete iletilmek üzere pul yapıştırıp posta kutusuna attı. Mesai biterken tekrar katibeye bir göz atıp, ne dersin, diye sordu. Kolluklarını çıkartıp sandalyesine çırparak temizledi ve masasına özenle katlayıp bıraktı ve duvar saatinin yelkovanı altı rakamını gösterdiğinde kapıya yürümeye başladı. Cebindeki bozuklukları otobüse verecek, bakkala süt ve ekmek ve makarna yazdıracak veresiye, sonra da eve girerken kirasını ceketinin sağ iç cebinden çıkartıp apartmanın giriş katında oturan ev sahibine verecekti. Saatinin alarm yayını kuracak, zembereğini kontrol edecek, yemek yiyecek -belki, kitap okuyacak ve herhalde yatacaktı. Eh, madem. Ertesi güne benimle uyanması için bir lütuf göstermem gerekli herhalde, diye düşündü.

Katibeyi aradı gözleri, fark etmeden bakkala varmıştı.

  • August 1, 2025