sakinliğin ortasında, sapsakin
dingin; tüm olasılıkların sıfırlandığı an.
her şey durmuş, her şey olmayacağı yerde.
akıntı durmuş ve bir dalga tam kapatacakken bedenimi kumlara doğru, zaman durmuş.
sıcak çay mesafesini hiç bozamayacağı dudaklara meyletmiş rüyasında ve gelecek, dingin bir gökyüzünün yaşlı ifadesinde son bulmaya ramak kaldığı hülyanın izinde boğulmuş.
ölüm bir ihtimal ve bedenim kumlarında durduğu sahili milimi milimine ezberliyor; her şeyi bilmek bile olası şu an. ancak ne geçmiş zaman kalmıştı dillerde ne de uygun bir gramerle anlatımı; rüyasında doğrulan bir cücenin dev yansısı tam sabah güneşiyle kırılacakken durmuştu her şey: dingindi mevcudiyet.
huzur bulabilirdi şimdi bedenim, bir dalganın kolları altında gömülmek üzere beklerken kumlara. kanamak bir olasılıktı; suya ya da nefes borusuna. her halükarda ulaşamayacağı için akışkan şeyler gidecekleri yerlere, bedenimle birlikte sadece bir durgunluğa hapsolmuştu ve tam o anda, J. P. Sousa çalmaya başladı.
bir deniz dalgasının uzandığı ve deniz kumlarına gömmek üzere olduğu bedenimin hemen sağından yükselen bir ışıkla belirdi tanrı, boynuzları ve sol kolu yerinde bir turna kanadı vardı. kocaman memeleri arasındaki kalın dudaklarında kaliteli bir puro tüttürüyordu ve sağ kolu bir fil hortumuydu aslında. müziğe uygun bir tempoyla yükseldi bir asansörün üstünde. göbek deliğinden aşağısı alevlerden ibaretti ve bacakları bir cüceden çalınmıştı.
müzik durdu.
tanrının konuşması bir olasılıktı sadece ve durgun anların peygamberi ilan edildiğim huzurlu mezar taşım, bedenimi örtmeyi bekleyen kumlarda belirdi. tanrı, ört, dedi o an; zarif ve nadide bir eser gibi gömüldü denizler kalbine naif mezar taşımda bedenim.
ölüm bir olasılıktı.
oysa hiçbir şey olmamıştı.

