öfke ve sincap

Share

gün, kızıla çalıyordu rengini. sabahın -henüz vahşi kuşları ve- dinmeyen enerjisi, tozu toprağa katan fırtınalarıyla doğayı yeniden, yeniden üretiyordu.

ufuk çizgisini henüz aşamamış bir leke görüldü sonra. doğuda, güneşin bile üzerinde büyük bir lekeydi. Öfkeliydi sincap. Sıcak yuvasından karanlık dehlizler barındıran ağaç köklerine inmek zorunda kalmıştı. “Ben de yapabilirim!”.

Sincap öfkeliydi. -“Eğer”, dedi, “tanrı yaptıysa”, “ben de yaparım tam şurada bir tepe”. Gözleriyle uçsuz bucaksız ormanı -meşe ağaçları ve fıstık çamlarını- izledi. O yaptıysa, kendi de yapardı. -“Bu bir savaş, tanrım”, “içine hepimizi zorla dahil ettiğin savaş”.

Yükselen güneş artık kan birikintilerinden yansıyan ışıklara dönüşmüştü. Sincap geçen iki saatte hiçbir şey beceremediğine şaşırdı, öfkelendi, saldırganlaştı nihayet. -“Eğer sen yaptıysan, tanrı, ben de yaparım tam şurada bir tepe. Göreceksin ki senin Everest’in varsa, benim de Sincapest’im olacak burası; senin öfken ve kinin varsa benim hayalgücüm yenecek senin düşkün ve bağnaz ve bencil kibrini”.

-“Sen benim şeytanımsın, tanrım; ben senin son yaratabildiğin sınav. Yeni kitap yok, yeni söylenmiş söz yok. Sen ve ben -ki minik bir sincabın öfkesinden kaçamazsın Tanrı -varız sadece, yıllar sonra yazılacak ‘de ki, bir sincap bile düdükleyebilir beni’ ayetine kapak nakışını işlemeye can atacak yaratılmışların, sıraya girecek tanrı, senin hakir gördüğüm iradene!”.

Sincap, tepe yapmak için çok palamut yedi. Çatladı.

  • August 1, 2025