karınca
-“önce şeyi bileceksin… şey işte; hani olur ya insanızdır biz, o da insandır, ne duyardık biz temelde? hah, saygı! vurgusuyla günahıyla… ama o da mühim değil, temelde basit bir kartezyen mantık bu. neymiş, mühim olan insanlık, ne, kartezyen mantık. kuantum fiziği çıktı amına koyayım! biz ne hakkında konuşuyorduk, karınca! karıncaya saygı duyacaksın ilk önce. üç boğumlu sıfatın olsun sana saygı duymam. kusura bakma, amına koyayım! karıncayı sikeyim de, neden dönmüyor bu meret! sokarım soğutmana!” (…)
-“heh, neredeydik en son? karınca…uzun şimdi, anlatayım mı? iyi bakalım.
-“Bi’ boş sigara var mı? Eyvallah. Hacı, şimdi, bu karınca denen minik hayvan var ya, ağırlığının falan kırk iki belki kırk dört katını taşıyor. Naim’e vursan, siker atar. kartezyen mantık bu işte. yanlış. pıt diye serçe parmağının -hani o parmağını bükersin de yumuşar iyice uç tarafı, o serçe parmağı düşün ama- ucuyla bastırıp öldürebildiğin hayvan, öldüremez bence naim süleymanoğlu’nu…da neyse şimdi, karınca diyorduk biz… bizatihi ufak bir canlı… böcek sonuçta, neyi tartışıyoruz ki karınca ile ilgili gece gece amına koyayım… yani harbiden çok gereksiz değil mi bu…
-“Ha, hatırladım… bak, dönmüyor gene!”
-“Bi’ kola, su falan nerede ki? Sağol canım kardeşim.
-“Ne diyordum? Bak darladıysam susarım, söyleyin yani. Peki. Karınca? Şimdi bu ibnelerin bi’ kraliçesi var, toplu seks var… pezevenk hedonistler kesin oğlancıdır da… ama Japon gibi hepsi işte, sik kafalı üç boğumlular… yani tanrı vardır da görüyordur umarım bu hatasını… tabii oğlum hep tanrı var, hep tanrı affediyor… sikerim! benim de affedeceklerim var sonuçta. sikerim öyle işi!
-“Su nerede? O, eyvallah canım. Ne demiştin? He, ben mi? Karınca mı? Yok lan! Dağılmış mıyım o kadar? Allah allah? Karınca şimdi, şöyle. Kutsal ve mübarek bir hayvan ya bunlar. Çocukken derlerdi, tipini siktiklerim, karınca cennette su taşıyacakmış da, biz cehennemde kızgın tellerde rukuya varınca bizle taşak geçip suları yerlere dökecekler de… Dante mi amına koyayım bu? Neyse…
-“Heh, kapak mı atacaz? Eyvallah.”
-“Ulan bu ciğerlerim var ya, emekliye ayrılacak yeminle… kalacam kösküyle elimde, zeytin gibi, kuru kuru… madem yarattı bu mereti ona göre ciğer vereydi ya? Amcık ağızlı!
-“Hah, karınca. Şimdi, tanıştık geçen biz bunlardan biriyle. Tarihi bir an ama bu, öyle böyle değil… saat bulmuşlar, atılmış işte bi’ yerlere. Hiç hoş değil ama saat bozukmuş işte öyle atmışlar. Neyse, dedik bunlardan bir şeyler yapılır mı? Bakalım falan dedik, işte, açtık bunun içini. Heh, içinde bi’ mekanizma var bunların. Çarklı, dişli falan, görsen, küçük bir Çin.
-“Eyvallah. Neydi, Çinli karınca. Bunun saniye çarkı var şimdi, saatin. Oraya sıkışmış bu. Belki kendi girdi pezevenk. bilmiyoruz sonuçta orasını… ama işte, karınca, ölüm saatini yazmış, mezar taşını sokakta törenle sergiletmiş, çıkmış gelmiş, burada, defin töreni ile uğurlanmış… pezevenkteki kuantum fiziğine, kaos mantığına bakar mısın? Schrödinger gelse kedisine bu kadar iltimas geçiremezdi, anasını sikeyim. Sonra evrene yolla enerji, al geri, evir çevir, bekle sen amına koyayım… karınca zamanın anasını bellemiş, adli tıpta çığır açmış, neredeyse. Sen naptın? Biz ölsek, ölüm saatimizi bilemezler, belediyeden kokuya gelene kadar… karınca saniyesini bildirmiş!
-“E hadi bakalım… kafam da ne güzel lan! pezevenk, kafası kıyak nesil istemiyorum diyor. Ulan şey kafalı! Neydi, yarak! Karınca üzerine bu kadar düşünsen, ülkenin amına koyamazsın… sonra kafası kıyak değil. Sik mi olaydı? Öyle işte, karınca mühim hayvan…”

