öz-fahişe
o altlık, bu altlık, şu başka bir şey… görüntüler bulanıklaşıyor:
-“eminim, neleri görebildiğimi bilebilmenizi sağlasam benim gördüklerimi görmezdiniz…işte bu, kişilik toleransı körlüğünün korkutucu bir tanımıdır. tütünün altlığı bir iddiaya göre kola iken bazı durumlarda bira olabilir: çok saçma bir cümle olsa da, yokluğun değeri zor bulunan emtialara sahip coğrafyalarda çok daha önemli oluyor. yok olana ergiyen düşler ve zırtapoz umutlar, kahverengi bira şişesinde dumana kavuşunca beynin döner: aynı binanın kapısından bin kere geçip farklı gözler arayan simanı, geceye düşsün diye yatağa bıraktığın bedenini ve uymak zorunda olduğun o koca düzeni düşününce sadece sen; içinde bir parçanın sen olmaktan caydığını görürsün! bira dumana kavuşur ve senden artakalan başlar sorgulamaya: yavruağzı plastik boya ile sevimsiz mobilyalara sarılmış yirmi metre kare; kasabaların kasabalarının ufak dünyalarında var olan insanın yaşam mücadelesi… sen mi büyüksün diye haykırsan dünyaya, hayallerin küser gider!
acelesi olmayan bir tekel bayii vardı bir de evrak kayıt memuru… kasaba kaderinden bir gıdım bile şaşmazdı!
sahip değiliz hiçbir şeye ve yine de başbakanın bile vermediği mal beyanlarını dolduruyoruz: borç çıkıyor geleceğe ve daha da borçlandırmak için geleceğimizi, kendi biriminde, kapitalizm üstümüze hortumla yürüyor.
attığı kemiği yakaladık bir kere havada: kardeşin ölürken meydanda, maaş hayalleri kurdurtacak kadar sefil kılar seni, sözleşme! ikiyüzlü denmez, farkında olup da masabaşının sıkıcılığından dem vurana, ölümle çarptırılmaz gerçek: dilini bile döndüremediğin dünyaya vatanın büyük sermayesini yatırdığında halk olarak, evrak kayıt memurunun dem vurduğu sakinlik, tembelliğin olarak çöker kabuslarına. uyuyamazsın sattığın bedeninde küçücük kalmış beyninle. çarenin olmadığını görürsün: vaat ettikleri alternatiflerin yanında cennet şerbeti.
sonra huriler gelecek zaten ellerinde kıvrılmış senet kağıtlarıyla.
bu kadar mı ucuz bir kişiliğin satılığa çıkarılması? yokluğu bazı emtiaların bulunamadığı mekanlarda daha değerli kılan bağnazlığı gördükten sonra, yarına dair kendine ait ne kalır ki? yine de: o altlık, bu altlık… kenarda biraz nefes: ufak dünyanla giriştiğin mücadele, yıldıracak gördüklerini… sattığın pazar tezgahında değer görmeyen; sakinin sunağında rakı şişesi cenk eder kurusuna doğru; aklı baki olana anlatılanlar hep az gelir de farklı bir çift göz görmek için aynı binanın onlarca kez girip çıktığı kapısında arar bir temaşa.
sen değil miydin bedenini yük kılan düşüne: düşünü pazarlarken bedeninin keyfine, yeterli sebebin yok muydu intifa hakkı için? bedelsiz orospususun işte, kendi kendinin!

