Yüzeyimizde eflatun rengi ağaçlar kan renginden şelalelerde kısrak başları gibi kesik kesik can acıtırdı, susmamıştı sessizlik ki güneş yıldızları söndürmüştü, susmuyordu sessizlik. Hüzündü tümü. Kabuklarımızda sürünen böcek ayaklı yengeçler tırmalarken izlerini, gülünecek ne varsa kıpkızıl yağmurda keyifsizliğine boyanır. Tanrı istemiyordur yaratıkların huzurunu, tanrı yoktur belki ama yerine geçenin geçeni vardır,...
Denemeler
-“Çalışmanın lüzumunu sorgulatır ya bazıları; insan: çalışan tek hayvan! Yaşamaktan gayri düşüncesi hükmetmek evrene; sırça köşkler hep bina çimento ile keresteden. Nağmesinden belki de; bedeni zorlayacak imtihanlar hep insan haklarına aykırı, o halde çalış dersini be ker’aneci! Sermayesi yekunden hallice kapsamış bilgiyi; beynin grevi en temel hak ihlali (mekanik tavşanın...
“Biraz buz” dedi, gizemli opera fabrikasının direktörü Bay Nesliyakan. Organik bahçe kavakları üzerine yazılan bir arya ile dolu dolu geçmişti son günleri. “Lütfen biraz buz, bu gelenekselcilerden ziyade” diyerek çağırdı hizmetliyi. Masasının sağ yanında koyu kahverengi metronomu duruyordu. Solda hocası, Bayan Herdaim’in İnönü’ye verdiği konserden bir kare fotoğraf, ağzı kocaman...
yankılanıyor bazen sesi, d harfiyle okunmuş t sesi gibi uzak sanki biraz. kumrunun cebecide kırmızı akrabaları var, gibi. haber vermek sanki, biraz sürreal. adı konsa belki, g sesiyle çokça, biraz da t harfi, genizden. neticede tarih adem’in şeylere ad koymasıyla başladı. sabit değildik bir derece, sularla taşınan alüvyonlar kadar belki....
“çok açım” dedi, kadın. çizgileri derin yüzünde gururu silip atmış sefalet vardı. elleriyle ezdiği hasır sepet, elleriyle topladığı sazlardan ve ellerinden akan kanlardandı. -“açım”. Sepeti ileri uzattı, kralın ayaklarına. parmaklarıyla bir elif çizdi toprağa; şehadeti ve hediyesinin kabulü için: ellerini açmadan önce göğe -krala- tozlu eteklerine sildi avuçlarını. -“açım” ....
Avına yaklaşan bir sırtlan gibi… değişik. Yerde sürünüyor önce, yuvarlanıp pusuyor, ağaç köklerinde saklanarak yaşıyor. Çoğu zaman bilinçsiz, zehirli yılanları ısırıp kaçıyor. Tek. Duruyor öyle sığındığı ağacın kovuğunda. Yerden yüksek adımlarını sayıyor, bildiğin sayı ile. Çıktığı metreleri tahmin ediyor, kimseye değmeden başardıklarını. Susuyor tek başına, kartallarla aynı hizada. Kovuğunda taht...
dondurulmuş durumların sıkıcı -leri. bazen şeylerin birden çok olması sayılmalarına değeceklerini gösteremez. niceliksel olarak gereğinden fazla yer kaplayan -sadece; dolaylı olarak da entropinin en güçlü olduğu varlıklar. düş müddetini yeterince uzattığında zaten nesnelerin şeyleşeceği… katı çeperleri selülozla kaplı insan. psikolojik çılgınlığı elektroşokla evrimleşmiş gri ve sevimsiz hücreler bütünüydü belki. gereğinden...
giriş “bitti”. kahve bardağının kişiliği yahut dibinde yer açan gelecek. -“yaşlanmış mimozaları kaldırmayın ortalıktan; türlü yasemin kokuları nasılsa, onlar, dilimizde sarı lekeler bıraktı. dokundu nasıl olsa birbirlerine, parmak uçlarımızdaki izler. yasemin kokusu anıtsal: üçer şeritle otomobil gezdiren çocukların demleme çay kokusu. “sonra adam, masalı yarım bıraktı”. -“arınmış duaların getirisinin çok...
o altlık, bu altlık, şu başka bir şey… görüntüler bulanıklaşıyor: -“eminim, neleri görebildiğimi bilebilmenizi sağlasam benim gördüklerimi görmezdiniz…işte bu, kişilik toleransı körlüğünün korkutucu bir tanımıdır. tütünün altlığı bir iddiaya göre kola iken bazı durumlarda bira olabilir: çok saçma bir cümle olsa da, yokluğun değeri zor bulunan emtialara sahip coğrafyalarda çok...

