homini

Share

Yüzeyimizde eflatun rengi ağaçlar kan renginden şelalelerde kısrak başları gibi kesik kesik can acıtırdı, susmamıştı sessizlik ki güneş yıldızları söndürmüştü, susmuyordu sessizlik.

Hüzündü tümü.

Kabuklarımızda sürünen böcek ayaklı yengeçler tırmalarken izlerini, gülünecek ne varsa kıpkızıl yağmurda keyifsizliğine boyanır. Tanrı istemiyordur yaratıkların huzurunu, tanrı yoktur belki ama yerine geçenin geçeni vardır, tanrıdan hırslı halefin halefinin rızasında şiddetle kan akar var olan tüm damarlarımızdan.

Dışarıya. Toprağa, mermere, granite, böceklere. Karınca yuvalarında kanla beslenir larvalar, solucanlar kan taşır yuvaları boyunca ve sonunda insan kanından insan filizlenir. Ölü filizin hançeri elindedir. Yakarır, şekilsiz tümceler içinde sesi çıkmıyordur, çınlatır hatırları, acıtır. Zaten zaman da acıdır. Süre geçmez. Kronolojik sırasıyla vahşetler arası yüzyıllar sayar tarihsel benliği. İnsan kanından babasız filizler daha da acımasız kalır kendi türüne.

İnsan insanı öldürmüştür zehirli elmayla; değil tanrı, gazabını kendi eliyle yaratan cehennem hülyası sarmıştır dünyayı. Nefes alınmıyor, ciğerler çürüyor ve boğazımdan geçiyor bir kurşunluk delik. Daha önce de kafatasım delinmiş, dalağım patlatılmış, gözüm çıkarılmış, kemiklerim kırılmış, iç organlarım dağlanmıştı. Bir yüzüne vurmayın dedikleri akılda; bir de ‘al bunu’ların geri gelmeyenleri.

Geri gelmeyenler yekunundan bir dağda oynatıyor çocuklar akıllarını.

Ve güneş yine doğacak, yine ölecek insanoğlu.

  • August 1, 2025