karakter: adil bey
Adil Bey uzay ve zaman birlikteliğini kırabildiğini henüz üç yaşındayken fark etmişti. Dört yaşındayken üç yaşına geri dönerek babasını öldüren alt komşusunun evine bomba yerleştirmiş ve dördüncü yaşına girdiği doğumgününde misafirleriyken komşuları, evden çıkıp çaktırmadan, bombayı patlatmıştı.
Altı yaşına geldiğinde, dört sene sonra dersinden kalacağı edebiyat öğretmenini tacizle suçlanacağı bir olaya dahil etmişti.
Adil Bey, sekiz yaşındayken yirmi altı yıl öncesine dönerek kuantum fiziğine müdahale etmiş, antimadde parçacıklarının zamandaki ilerleyişini o zamanlar depresif bir kokain bağımlısı olan Richard Feynman’a kanıtlatarak Nobel ödülü almasını sağlamıştı.
On altı yaşındayken evrendeki düzen ve kaos arasındaki bağlantıyı çözmüştü: “Özlü sözlerin anonim olması sağlanırsa adına din denebilirdi. Din, tanrı adlı anonim bir Adil Bey’in sıfırıncı yılda gizlendiği mağarada muhabbet ettiği bir meczubun işi olabilirdi mesela”.
Adil Bey kuantum fiziğine dair tüm eğlenceyi bir kediye yüklemeyi akıl etmişti on yedi yaşında. On sekizinde şahane bir fikir bulmuştu: Tutankamon’un mezarına annesinin çeyizinden yürüttüğü bakırları istiflemişti. Altın oran fikrini Da Vinci keşfettiğinde, üçte bir oranını haç şekline uyarlamaya karar verdi. Bir çiviyi çalan çingene hikayesini herkes biliyor zaten. Olan masum bir marangoza olmuştu. Zaten Adil Bey acıma duygusunu yitirmişti.
Adil Bey, haliyle antikacılık mesleğinin erbabıydı. Tarihi eserleri müzelere teslim ettiği için üç kere ‘sir’ ünvanı almıştı, iki kere de cumhurbaşkanlığı nişanı.
Yirmi birine girdiğinde hırsları görece azalmış, dünya daha septik ama daha az kafa karışıklığı yaşayan bir yer haline gelmişti. Yaşadığı en büyük pişmanlık, üç bin yıl önceye dayanan bir aşk hikayesiydi. İsfahanlı bir güzelle yaşadığı tutkulu geceden sonra tüm Orta Doğu geri dönülemez bir karmaşaya düşmüştü.

