Mephisto
Mephisto konuşuyor, Goethe’nin sesinden… zamansız -ki zaman ne kadar uzaktı o sese.
Babasından yad ediyorlardı, acımasızlığı söylüyorlardı. Babaların ve oğulların trajedileri, kadınlara kalan acılar: Havva’ya sunulan acılı doğurganlık. Elmanın acımasızlığı ve bir yılan kılığında Faust’un gizemi.
Termodinamiğin ilk kanunu bir elma ağacı dibinde ortaya çıktı: tanrı elmaya incir aşıladı, cennetini incir ağacının etrafına yerleştirdi. Adem’in tek bir kemiğinden dünyanın sonunu hazırladı. İş, enerjiye eşitir: ısı dengededir. Sende veya sonsuzda.
Şeytan rüyalandı bir gece; karmaşa düzene dönüştü, düzen kaosa öykündü. Termodinamiğin ikinci yasası Mephisto’nun rüyasıydı: bir ısırıklık elma oldu dünyanın baş belası. Zaman göreceli oldu: Einstein yazdı, Eisenhower teoriyi kurdu, kedi oyuncak oldu. İnsanlar aşık oldu: sevişmek istedi. Hepsi yalandı. Entropi vardı, gerçekti, her şey kurulduğu gibi yıkılmaya mahkumdu. Havva Adem’i sevdi, çocukları oldu.
İlk boşanma davasında Mephisto avukat, tanrı hakimdi. Kadın hapse sokuldu. Tekdüze, kim ne derse desin ve kim eğlenmek için ne kadar kan akıtırsa akıtsın, banal. Tanrının tohumları hep yalan, hep sıkıcı. Hepsinin sonu bir ve aynı. Sanki dini kitabeler gerçekmiş gibi, sanki ilüzyonlar hayatın efendisi gibi, ayinler, ritüeller ve namazlar ve ahenkli cenaze törenleri… gübreler kutsal anıtlar kurdu. Mihenk taşlarında ölülerin isimleri yazılıydı ve sonuçta herkesin olacağı şey petroldü. Dinozorlardan başladık işe, atalarımızın kemikleriyle devam ettik… asfaltladık yollarımızı, babamızın kemikleri üzerinde sürat denemeleri yaptık, öldük. .
Termodinamiğin üçüncü yasası, komünizmden etkilenmişti: her şey eşitti eğer her eşit aynı konumdaysa.
Oysa reklamlara aldanıp diğerinden üstün olmak için kendimize ait renk ve kokuyu seçtik. Havva acısını ortaya koydu, Adem kemiğini: atanın erki, Mephisto’nun müstehzi gülüşünde Goethe’nin sözleriydi. Doğu Almanya duvarıyla korunurken henüz, biz ufak lacivert parçacıklardık. Sonunda herkes yanıldığını anladı: herkes, herkese göre daha eşitti. Entropi senle beni ayıracak ölçüde farklı hızlarda parçacıklarımıza dağıtıyordu bedenlerimizi. Kabullendik. Liberter iktisat içinde sen “oraya” ben “buraya”, kaderlerimizi yaşadık ki alınyazısı derdi tanrı bunun adına, Faust, götüyle gülüyordu. Müstehzi dedik, Farsçadan emanet bir kelimede bulduk, alışverişe verdik kendimizi. Sen “aldın” ben “verdim” ve tanrıdan bela dilendim.
Termodinamik, paraçacık fiziği ve biriciklik ilkesiyle şaşkınlaştı: 2000’lerde yaşıyorduk: hoş geldik. Saçma sapan tahayyül gücünü aşan bilgi ve aşkın ruhu taşıyamayan ruhlarımızın iktisatla imtihanı, Marx hep haklıydı ama biz Proudhon yerine Weber’e öykündük. Her türlü ‘hayalet’ten ürkecektik ya, popülist olmayı tercih ettik: termodinamiğin tüm kanunlarını boş verip kadere iman ettik. . İşte tam da bu yüzden… senle ben, hiç bir arada olamayacakken hayal kurduk, aynada birlikte göründük.
Oysa simülasyon içinde ruhlarımız gerici ve geçici bir zaman diliminde, Faust’un dilinde, Goethe’ce:
-“Havadaki her bir esintinin oyuncağı mıyız biz?”.

