Tahrir, bir kere üzüldü ölüme. Peşinden bilye yuvarladığı toprak çukurlara gömüt veriyordu dostluğu ve sadece bir kere üzüldü. Ölmemeliydi; yani ölmemesi gerekirdi, bir gece bomboş bir sokakta erken patlayan parça tesirli bir bombanın kurbanı olarak. Ölmemeliydi Havin. Yapılacaklar vardı ertesi sabaha ve O, durgun gözlerini dinlendirmek için evine gidiyordu; boş...
Günün Seçilmiş Yazıları
Bu işten yırtmak için saat numarası yapalım; sen yelkovan ol, ben yengeç; soranlara hep aynı yanıtı verelim: -Vakit çok geç… orijinal tarih, 2012 ağustos
İnsana ait, insana özgü değerler bunlar için hiçbir zaman aslî/nihaî ölçütler olmaz ve işte tam tamına bu yüzden de neo-liberalizme en kolay uyum sağlayanlar da bunlar olur; bilerek veya bilmeyerek post-modernliği de mümkün olan en uç noktasına götürüp sadece akıl karşısında değil, utanma karşısında da ‘özgür’leşirler; ki, bu artık insanın...
Sonra dedi ki; -“Aslında sadece bir mesele tüm bunlar. Olay işte, oluyor ve büyüyor çoğalıyor, sapkınca olan olaylara neden yükleyen nihayet saplantımız. Hınzırca yuvarlanan niyetlerimizde, esasında en temel mesele bu. Algının gerçekliğe mahkumiyeti yüzünden niyetlerimizi olaylardan kopuk düşleyemiyoruz”. Sonra, dedi, -“Düşüncelerimiz üzerine kurulu her bir şey, teker teker yuvarlandığında muammaya,...
Kafayı kaldırmak lazım belki; erk sahipleniyor, erkin kolları uzun… kadının bedenine, erkin kolu uzanıyor: dile ve türküye ve Bedrettin’e ve Mansur’a kan damlamış, toprak doymuş kana -anne olmak kalmış kadına: damgalamış kanun; kutsal! Devletin tanrısı erkek, devlet İsa’nın dirilişinde, Musa’nın asasında, “Hutbe-i Veda ile aczden gayri cebri meşru kılan Adem’in”...
beyaz papağan, pencere kenarı ve aç karınlı koca gözlü bir zenci. gökyüzü gri, güneş hür bırakmış, nefes nefes açan çiçekler hep tek başlarına: böcekler ve yalın ayaklı deniz gözlü hürriyet… beyaz papağan pencereye konduğunda ve karnı acıkmış bir karaltı dünya toprağına ellerini sapladığında, böğrümden gelen gri bir gökyüzünün yağmur hırıltısı:...
1. masumiyetin bahçesinde, yalnız bir velet, sümüğü burnunda, kaçmış; özgürlük yanağından süzen rüzgarda, dalları da savuran. Ve sessizlik, çok derin ve boğuk bir ağıt, bulutların yaktığı: kırmızı bulutlar düşlemişti; betona çakıldığı bir gerçekle yüzleşti, sadece. bir şarap şişesi bir çocuk boyunda, boş içli dolu hayaller hep: beton katılığında ve… rüzgar...
bu işlerde bir yabancı var sanki, gökte kırmızı bulutlar, kabulleniş sergileri açan yıldızlar; ah o içimde büyüyen Shakespeare modernizmi… acı gibi çıkarması kıyısından gömleğin, bir anı izi, kıpkırmızı! Ama yine de gözler duymaya yarar, ve renkler güzel kokar. orijinal tarih, 2012 mart
Tebaa baş olduğunda ve insan basitçe özgürlüğünün kölesi olduğu doğaya kopacak bir diyalektikte yaklaşmadıkça, nihai anlamda esirliği sadece toplumun rızasında bulacaktır. Çokluğun rıza gösterdiği şeyde, kendiliğinden bir çelişkiyi, tanımsız ancak devrimci bir nitelik dönüşümü olarak kabul ettiğinde insan, hem aykırı hem de bütünleştiği doğayı kendinden öne çıkaracak ancak benlik keşfini...









