Abuk Şeyler Durağı
Karşıdan geçen ilk insanı gözüne kestirecekti. Amacı yoktu bunu planlarken. Planladıktan sonra da kendine bir amaç edinmemişti. Sadece istiyordu. Ve sonuç olarak, sokağın karşısından ilk geçen kızıl saçlı bir kadındı. Değişimin eskisini gösteren bir aynam olsa diye düşündü. Acaba saçları gerçekte ne renkti?
İki sokak sonra ilk otobüs durağı vardı semtin. Gelen mavi otobüs, gidilecek yön tabelası boş olarak yaklaştı durağa. İki kişi bindi otobüse ki genelde bu saatlerde şehir merkezine giden fazla olmazdı burada. Otuz iki kişilik oturma yeri ve kırk altı kişilik ayakta duracak yer bulunan otobüs, beş kişiyle harekete geçti. Egzoz öksürdü, motor sarsıldı, teker doğasına uydu.
Adamın işi yoktu. O gün hayatın kazık attığı herhangi günlerden biriydi sadece. Nutuk çeken annenin vaat ettiklerinden fazlasını vermiyordu günler. Adam işsizlikten takılmıştı kızıla boyalı ayakların gidişine.
Kuru hava, yakıcı güneş ve boş yol. Otobüs beklenenden hızlı gidiyordu, yaşına kıyasla. Tam otuz iki yıldır bu şehirdeydi. Yürüyen aksam bakımı tam otuz iki yıldır aynı kişi tarafından yapılmıştı. Konfor bakımından eksikliydi fakat, performansı göz dolduruyordu. Mutluydu kısaca.
Kadın bir kitap açtı. O. Henry adlı birinin garip bir kitabıydı galiba. Genelde de hep kadınlar okur gibi geldi bu tür kitapları, adama. Fark etmeden düşlediği öykü, O’nun öykülerini andırıyordu. Adam tabii ki bunun farkında değildi ama farkında olsa bu öykünün esprili bir sona sahip olacağını bilirdi. Ama farkında olmanın verdiği bilinç, kaçışı getirir ve sonlar değişir bir anlık aydınlanmayla.
Otobüs ilerliyordu. Adam buraları bilmiyordu fakat onun harici dört kişi huzursuzlanmıştı. Şoför, arkasına dönüp umutsuz bir bakış bıraktı görebilene. Otobüs kendi kendine ilerlemeyi öğrenmişti.
Abuk Şeyler Durağı, kentin hemen dışında, sihirli bir anahtarla açılan kapının arkasındaki ikinci duraktı. Kadın bu durakta inmek için düğmeye bastı, herkesin farkında olduğu telaşsız parmağıyla. Adam peşinden indi. Adama göre bir gariplik vardı ama kendine verdiği sözden caymasına yetecek garipliği henüz sezememişti. Kadının okuduğu kitabı bilse, aşık olacaklarını anlardı oysa ki.
Kadın bir bahçeyi andıran çayhaneye girdi. Çay ve gözleme istedi. Yan masadaki yabancı ise çay dedi. Gün o kadar garipti ki, her şey çok normaldi. Çay taze, gözleme peynirli, şekerler kuruydu. Virgül atlamadan kötülük yazan geleceğin tarihi, kaleminin ucunu sertçe kağıda vurmuştu: Nokta.

