Aşkın Bittiği
Bitti işte, geriye kalmadı tek bir kırıntı. Arkasından baktığım hayaletler ve vicdanda rahatsızlık veren biraz hüzünden başka, ben de kalmadım. Üzüntü, umut, gelecek…ardı ardına sıralı bin bir türkü ve ardı arkası kesilmez, macera dolu kıtalar. Şarkılar ve boş vaatler ve imla hataları kırıntılarıyla dolu karınca yemleri…geriye enkazlar bırakır insanoğlunun duyguları; adem’den ve Havva’dan ötürüdür ki insan yaradılışlı merhaba diyen bu dünyaya her gün, binlerce. Ümitsiz vakalara ve sır perdesi çekilmiş umutsuzluklara…duyguların gülen yüzü kayboldu artık hatıramdan ve beynimde tek kazılı kalan, bedbahtlığın acı tekerrürü.
Bitsin artık; defolup gitsin. Ne hülyası ne de bedeni zevk verir oldu acı içinde kırık dökük yatan ve hurdaya kaldırılmış bedenime. Fotosentez; oksijen…alerji ve atmosfer. Gün içinde, güneşe duyulan nefret kadar saydam ve bir o kadar da opak. Isınma, sıcaklık artışı ve sonra patlama; büyük patlama, küçük kıyamet, sorgu melekleri ve tanrının şaibeli elçileri. Nerede gerçek? Nerede kurtarıcı namına sahip çıkacak imam? Defolu hayallerin yıkık panjurlu evlerinde gebermeyi bekleyen sabır. Aç ve ölümlü, yaralı ve kanayan ve umudu ekmeğin içinde saklayan, midesindeki gastrit ve hormonal dengesi sıfıra yaklaşan mutant. Bitti işte, geriye kalmadı tek bir karınca yemeği…dişleriyle dünyayı kaldıracak çalışkan soytarı. Her şey boş veya anlamsız şeylerin yokluğunda; eşyanın doğasında imkansızlıklarla kol kola gezen yeşilimtırak ırmaklar…gökyüzü ya mor olsaydı? Denizlerin renginden ötürü, ağaçlar turuncu ve yağmur yeşil aksaydı pencerenin önünden? Arap kızı aynı saflıkla ensest kurbanı olamaz mıydı?
Gülüşmeler çalındı kulağıma, ama bitti. Geriye kalan, hurdalıklara yakışan manzaram. Ümidin tükendiği ve yalanlarla harmanlanan insan ömründen aydınlanan bir derviş, belki ezeli bilgisini edindiği köklerine ihanetten bu lanete maruz kalan bir sazan. Ne denirse densin bunun adına, safi mey taşıyan sakiler, damıtmazlar mıydı hüznü neşeyle, usta neyzenlerin katık ettiği ezgilerde? Hani nerede o eski Heybeli’nin sakinleri? Yoksa, hepsi yalan mıydı, ah tanrım, bu kastedilenlerin hepsi cennete özgü promosyonlar mıydı?
Ümitsizim işte; doğanın eşyaya sunduğu tabiatta, kendi habitatını içselleştirememiş son kalan ineğim…sazanlama atladığım tüm cümlelerde, yüklemsiz bırakılmış bir yetimim. Belki cari açığımı yeterince kuvvetli gösterseydim tüm dünyaya, banka kredisiyle kurtarabilirdim varlığımı; en yakın genelevin neşeli pezevenklerinin vizitelerinde. Postası bilmem kaç kuruştan, üç posta peşin…ikisi önden, biri arkadan. Sonra peçeteci çocuk gelir, nemalanır artı değer ürettiği selpak marka kağıtlarıyla ve herkes mutlu bir sona sahip olur polisin üst aramasından geçtikten sonra.
Ya da en baştan başlayalım; tüm umutların denizde balık misali kaynadığı o bereketli Karadeniz sezonuna. Hamsi pazarda bir lira. Gözlerde yaş, mutluluktan ve ağlamaktan sıkıldıktan sonra çocuklar, hep beraber gidilen tahterevalli.

